12 Nisan 2016 Salı

JAPONLAR HAKKINDA İLGİNÇ GERÇEKLER

JAPONLAR HAKKINDA İLGİNÇ GERÇEKLER
Japonya dünya’daki en ilginç ülkelerden birisidir, Japonlar da öyledir.
Kendilerine has kültürleri, muhteşem yemekleri, teknoloji konusundaki başarıları bilinir.
Japonların bazı gelenek ve görenekleri bazı kültürler ve insanlar tarafından zaman zaman çok yanlış anlaşılmış olabilir. Japonları seviyor ya da sevmiyor olabilirsiniz ama bu liste küçük çekik gözlü, üstün yetenekleri çalışkanlık olan bu insanları daha yakından tanımanıza vesile olabilir.   Hatta bizim için çok güzel örnekler olabilecek hasletleri vardır.
At eti Japonların mutfağında özel bir başlangıç yemeğidir ve çiğ olarak yenen bu et oldukça popülerdir.  Çiğ at eti ince ince dilimlenir ve bu şekilde servis edilir. Bu yemeğe  “Basashi” denir.
Japonya’nın %70’i dağlarla çevrilidir.  Ülkenin ayrıca 200 volkanik dağı vardır ve Japonya 6800 adadan oluşuyor.
Japonların %21 ‘i yaşlılardan oluşuyor ve bu dünya’daki en yüksek yaşlı nüfus oranıdır.
Japonlar evlerine asla ayakkabı ile girmezler. Bu onlar için çok ayıp bir şeydir.
Japonlar denize girmeyi pek sevmezler. Ama kaplıcalara bayılırlar. Zaten volkanik dağları bol olduğu için kaplıcalar çok fazladır.
-Japonlarda torpil diye bir şey yoktur. Başarılı ve tecrübeli olan öne geçmektedir. .
Japonya’daki insanlar birbirlerine karışmazlar. Çok garip bir kıyafet giyseniz bile kimse size bir şey demez ya da ayıplamaz. En fazla bir kez bakıp kafalarını çevirirler.
-Kış aylarında evlerinde sadece oturdukları odayı ısıtırlar.  Oturmadıkları odayı
ısıtmış olmayı israf kabul ederler ki, evleri zaten çok küçüktür.                             
-Tokalaşma, sarılma, öpüşme yoktur.  Hafifçe eğilerek selam verilir. El teması yoktur.
Bir çocuğun bile başını severseniz size çok kızar, bu onu aşağılamak demektir.
-Japonlar sözle kavga etmeyi sevmezler. Boş konuşmaları hiç sevmezler.
-Bir karı kocanın bile birbirine bağırdığını duyamazsınız. Kızgınlık sadece bakışlarla belli edilir.       
İş yerinde toplantılarda konuşanlar genelde gençlerdir. Yaşlılar dinler ve sonra kendi
kararlarını bildirirler.
-Japonya’da okuma yazma oranı % 100!dür
Japonların ortalama yaşam süreleri Amerikalılardan dört yıl fazladır.
Japonya’da işsizlik oranı sadece % 4’tür.
Japonlar şu yıla kadar 15 Nobel ödülü kazanmışlardır.
Japonya’da cinayet oranı çok düşüktür.  Ancak intihar eğilimi ve oranı yüksektir.  İntihar için en çok tercih edilen bölge ise Aokigahara ormanlarıdır.
Japonya’da bazı erkekler kafalarını da tıraş ederler.  Bu eylem bir tür özür dileme yöntemleridir.
Geleneklerine göre küçük sumo güreşçileri güreşe başlamadan önce deneyimli güreşçiler tarafından yıkanır ve mindere temizlenerek çıkarlar.
Japonya’da otomatik makinelerden bira satın almak olanaklıdır.
Japonların gözde meyvesi misk kavunudur (bir cins kokulu kavun).  Ancak pahalıdır ve kilosu yaklaşık olarak 300 dolara gelir.
Sevgili okurlarım, hadi gelin Japonlara saygı duymayın!..

Erdal Akalın (12.04.2016)

30 Mart 2016 Çarşamba

Diren Sanat; Diren Hayat, "MONAD BALKAN" İ z l e n i m l e r...., monad.balkan@gmail.com

Ahmet Yeşil, Emre Gün, Atilla Atar ve Küratör Ankara sergileri
Ankara sosyal yaşamı devam ediyor. Evet terörün bombaları korkusu var; öteyandan canlarımız ciğerlerimizin bizden ebediyen ayrılışlarının acısı. Halk ikilem içerisinde kaldı; terör yokmuş gibi davranmak mı çünkü mesela Fransa'daki katliamdan sonra kültür bakanı Fleur Pellerin demişti ki, ' konserleri sakın ertelemeyin; barbarlık karşısında bizim en büyük kalkanımız kültürdür; en iyi silahımız da sanatçılarımızdır'. Meydanlarda toplanarak protesto etmek mi; sokakları boşaltıp evlere kapanmak mı, yahut hayata kalındığı yerden aynen devam etmek mi?... Velhasıl bir tereddüt iklimi sürüp gidiyor.
Bu bağlamda BRHD (Birleşmiş Ressamlar ve Heykeltraşlar Derneği) 4 nisan 2016 günü açacağı geleneksel yıllık 46. sergisinde simsiyah tuvallerle izleyici karşısına çıkma kararı aldı. Katılımcılar da siyah kıyafetlere bürünerek gelecekler.
  
Ahmet Yeşil'in resim sergisinden başlayalım. Serginin adı, 'tarihsiz günlükler-III'. (18 mart-6 nisan 2016). 18 mart öyle bir gün oldu ki Ankara'da en az 5 galeride sergiler düzenlendi. Mart bereketi. Cemreler düşüyor, havalar bir ısınıyor bir soğuyor; mart kapıdan baktırıp kazma kürek yaktırıyor. Evdeki kediler hırçın, 'bırakın bizi dama çıkalım' diye miyav mırnav haykırıyor.
Yeşil'in sergisi Galeri Soyut'da (yıldızevler mah. rabindranath tagore cad. şehit mustafa doğan sok. 82/A-B çankaya 06550 ankara; 312- 438 8670 galerisoyut@gmail.com) yer aldı.
Sanatçı 1954 Mersin doğumlu. Resim eğitimini Nuri Abaç, İlhan Çevik ve Emür Tüzün'den almış.Yeşil'in ibrişimleri derleyerek ince ince işleyerek, ışıklı gölgeli deniz dalgalarını görmeye alışığız. Bu kez o ibrişimler birbirlerine dolanarak dalgaları aşmış başka konseptlere de bürünmüşler. Bana şahsen değişik gelen bir Yeşil izledim. Elektrik aldım (!).
Bu ara Tagore derken (Soyut'un bulunduğu caddenin ismi) ünlü şairden bir aforizma aforlayayım; diyor ki, ' bize ait olan her şey bize gelir; yeter ki alma kapasitesini yaratalım'. Öf ne söz... Konumuz dışı gibi gözüküyor ama gene de açayım bu sözü. Yoksa dayanamam; 'Bu alem aslında bizim yarattığımız bir hayaldir. Biz derken her şeyi kastediyoruz. Evreni, kara delikleri, pulsarları, büyük patlamayı... aklınıza ne gelirse. Hep birlikte ortaklaşa böyle bir alem yaratıp senaryosunu yazıyor ve sonra geçip rollerimizi alarak oynuyoruz. Yani son analizde her şey biziz ve her şey de dolayısıyla bizimdir. Ama öyle gafilleriz ki uyuyoruz; unutmuş gitmişiz bu senaryoyu yahut bu dramayı kendi yazdığımızı. Uyandığımız gün uyurken kendimize yasak ettiğimiz hakikati bulacağız. Bu kapasiteyi yaratırsak her şey biz olacak.'
Bu benim acizane yorumum. Belki Tagore başka şey söylemek istedi. Olsun; kalblerimiz bir olsun!
Şimdi Yeşil de diyor ki, 'tarihsiz günlükler'. Neden tarihsiz? Yaşanmışlıklar günlüklere geçirilmedikçe tarihsiz kalırlar. Yeşil sanırım günlük tutmuyor. Yaşanmışlıkları zamanın da tahripkar gücüyle tarihleri silinerek giderek buğulanıyor ve eriyen kar taneleri gibi yokluğa karışıp geçip gidiyor. Benliği böylece yoklukla birleştiğinde kendisini Tagore'un dediği gibi keşfetme kapasitesine ulaşıyor.
Tagore caddesinde kendini keşfe çıkmış bir sanatçı, ibrişimleri boğumlayıp şu hayalden hayata tutunmayı çalışmış ama merhum romancı Oğuz Atay gibi tutunamama olasılığını sezerek halatlarını koparma yoluna girmiş. Ben öyle gördüm. O benim ne gördüğümü bilemez tabii.
Soyut Galerinin alt katındaki küçük salonda ise seramik sanatçısı Emre Gün'ün eserleri yer alıyor. 1988 İzmit doğumlu AÜGSF seramik fakültesi mezunu. Eserlerini hayli cesur ve çarpıcı buldum. Belli ki çok heyecanla meydana getirilmiş. İzleyiciyi sürüklüyor. Sanatçı, izleyicinin algılama biçimine göre algılamada çeşitlilik olduğuna işaret ediyor. '...kavramlar ve zihinsel imgeler maddeye yöneltilen etkiler sayesinde kendi realitesine ulaşır' diyor. Bence kuantum mekaniğinin ana fikrine temas etmiş oluyor. Dikkatimizi bir şeye odakladığımızda o şeyi kendi algılama kapasitemize göre şekillendirmiş oluruz. Bu tümüyle sübjektif bir şeydir. Ortaya çıkan biçim o kişinin kendisidir.
  
Başka bir galeri başka bir sergiye geçiyoruz. Galeri AKDENİZ (tagore cad. 720 sok. şahinler sitesi B bl. 5/B yıldız çankaya ankara; 312-441 29 99; galeriakdeniz@yahoo.com) ve usta baskıresimci Atilla Atar'ın sergisi. Atar eserlerini litografi tekniğiyle yapıyor. 1944 Vakfıkebir doğumlu. Paris'de baskıresim üzerine uzmanlık eğitimi almış. Gerçekten uzman bir baskıcıyla karşılaştığınızı hemen anlıyorsunuz. Zahmetli ve teknik becerinin yanısıra resim sanatındaki kompozisyon, renk, ışık, gölge, perspektif, leke, kütle vs gibi tüm öğeler de devreye giriyor. Çünkü aynen taşın yüzeyine resim yapılıyor ve bu resim baskı kağıdına basılıyor. Dolayısıyla iş zenaatten çıkıp sanata ve özgün yaratıcılığa ister istemez dönüşüyor.
Atar resim sanatı yönünden bakıldığında tam bir ressam. Biz resimcilerden farkı resmi tuvale değil de taşa yapıyor; basıyor. İşin özeti bu.
Sanatçı bu sergisinde daha çok kuşbakışıyla gördüğü şekilde çarpık kentleşmenin başlıca öğeleri olan yüksek binaları hedef almış. Görülmeye değer bir sergi ve önemli bir sanatçı.
Evet, gelelim KÜRATÖR'e... Daha doğrusu KÜRATÖR ANKARA'ya... 19 mart 2016 günü muhteşem bir açılışla Ankaralıların karşısına çıktı. Sanat galerisi ve restoran. Lüks basım davetiyeler davetlilere elden teslim edildi. Ünlü sanatçıların eserleriyle bir karma sergi düzenlendi. Kalabalıktan havaya attığım iğne yere düşmedi. Canlı müzik bir taraftan. Caz parçaları yürekte;.'Cover Angers' topluluğu. Amerikan bar harıl harıl çalışıyor öbür yandan. Cinler tonikler... Dayanamayıp dans pistine fırlayanlar...
Barmenin repertuarı alabildiğine geniş; hiç alışılmadık kendine özgü sürpriz spesiyaliteleri var. Düşünün; konuşmalardan yanlış hatırlamıyorsam limonata dalında önemli bir ödül almış. Şimdi dünyada kaç milyar insan varsa o kadar da limonata yapılıyordur. Limonu sıkarsın, suya katarsın, şekerle de tatlandırırsın, al sana ala limonata. İşte bu kadar basitlikte bile nüanslar demek o kadar derin ki böyle bir ödül ortaya çıkıyor. Tabii bu barmenin ne kadar uzman ve yaratıcı olduğu hakkında bir referans... Yemekleri yapan hanımla da tanışmıştık daha önce. Gayet kaliteli ve bilgili bir kişi. Yemekleri henüz tatmadım. Ona da sıra gelecek.
Doğan Erdinç ile Sibel Özkara bu mekanı açmışlar. Selen Pelesen de sorumlu kişi. Muhteşem üçlü. Doğan bey yetmişli yıllarda gittiği Londra'da böyle bir mekan görmüş. Tam hayal ettiği gibiymiş; 'Ben de böyle bir yer yapacağım' demiş kendi kendine. İşte sonuç.
Gerçekten çok zevkli ve kaliteli bir konsept. Bayağı büyük bir mekan. Belli günler canlı müzik, belli günler eski 45'likler...olacak. Arka bahçede yazın kalite sanat filmleri gösterileri düşünülüyor. Büyük salonun yanındaki küçüğünde de yerel ve geleneksel el sanatları sergisi düzenlendi. Burada resim vs kursları da düşünülüyor bildiğim kadarıyla. Ve tiyatro dekoru değiişir gibi akşamları küçük masalar birleştirilerek gruplar için büyük yemek masaları kuruluverilecek. Ön bahçe ise yazın masalarla dolacak, bir cafe/restoran bulvar olacak. Müzayedeler yapılacak. Tematik olacak bu müzayedeler; tablo, takı, gümüş, antika vs müzayedeleri gibi.
Sergiye katılan sanatçıların çokluğundan hepsinin adını burada anmama imkan yok.
KÜRATÖR'ün yeri Şili Meydanında, Paris caddesinin hemen başında; (paris cad. 7, şili meydanı 06680 çankaya ankara; 312-4283810; www.kuratorankara@.com) merhum eski başbakan Adnan Menderes'in evinin yanında.
O eski vakitlerde Menderes şehir merkezinden ve gözlerden uzak olmak amacıyla bu ak renkteki villayı yaptırmıştı. O zamanlar lise talebesiydim. Biliyorum. İçinde oturması nasip oldu mu tam hatırlamıyorum. Ankara, Ulus'tan başlar en fazla Bakanlıklar semtinde biterdi. Merkez Ulus'du. Dolayısıyla Kavaklıdere uzak bir yer idi. Oradan sonra Çankaya'ya kadar sağlı sollu köyler, bağlar, bahçeler vardı. Şimdiki Sheraton otelinin bulunduğu yer şaraplık üzüm bağıydı. Zannedersem Kavaklıdere şaraplarının. Çankaya köşkünden inen Cumhurbaşkanı Celal Bayar Kavaklıdere dolaylarında oralarda arabasından iner bulvarda yürüyüş yapardı. Arabası arkasından yavaşça takip ederdi. Kaç kere rastladım. Selam verirdik.
Opera temsillerinde perdenin açılmasını beklerken birden orkestra istiklal marşını çalmaya başlarsa bilirdik ki zamanın Cumhurbaşkanı Bayar gelmiş. Hep beraber ayağa kalkılırdı tabii. O zamanlar muhalefette olan İsmet İnönü de eşi Mevhibe hanımla operaya sık gelirdi. Onun da yeri hazırdı. En önde, ortada. Ne devirlerdi. Devlet adamlarımızın sanata değer verdiği, teşvik ettiği yıllardı.... Kalite...
monad balkan 21 mart 2016 ankara

23 Ekim 2015 Cuma

"YAŞASIN KADIN" KARMA SERGİ; AGİKAD // ANKARA GİRİŞİMCİ KADINLAR DERNEĞİ

" YAŞASIN KADIN "

 Sosyal katılım ve cinsiyet eşitliği, toplumsal refah, kültürel zenginlik, kaynakların verimli kullanılması ve çevresel etki konularında kadınların projede olumsuzlukları ve olumluluk durumlarını yapılacak sanatsal panel, sempozyum, tiyatro, dans ve organizasyonla 01-15 Mart Kadınlar haftasında etkinlikler yapılacaktır. Bu etkinliklere proje ortaklarımızın katılımı ile projenin farkındalık ve sürdürülebilirliğinde birlikte hareket edilecektir.
Kadınların (engelli ve engelsiz) günümüze kadar gelen olumsuzluklarının çözüm yollarının irdelenerek hayata geçmesi konusunda yapılacak faaliyetler yetkililere ve taraflara iletilecektir. Faaliyetler sırasında açılacak stantlarda kadınların el emeği çalışmalarını sergilediği ve satışının yapıldığı yerlerde olacaktır. Katılımcılara ve diğer gelenlere Ankara’nın görülmesi ve gezilmesi gerekli yerlerde geziler düzenlenecektir. Sunulacak 4 (dört ) bölümdeki faaliyetler gönüllülük esasına dayalı çalışma yapılarak gösteriye çıkacak dansçıların, tiyatro oyuncularının 15 dakikalık gösterisinin sanat danışmanı ve yardımcısı tarafından yürütülecektir.
Yaşasın Kadın Projesi 27 Ekim 2015 tarihinde 8 sanatçının katılımıyla düzenlenen karma sergiyle start verecektir. Her ay farklı mekânlarda sanatçı katılımı artarak sergi ve gösteriler devam edecektir 01-15 Mart Kadınlar haftasında yapılacak son sergi ve müzayede ile noktalanacaktır.
Sanatçılar; 
Aziz Özdemir, Emek Bozkurt, Dilber Sarıkaya, Dilek Ertunç Uzun, Nurhan Han Erdem, Melek Taştekin, Taylan Bölükbaş, Tuğba Karakulak 
Performans Sanatçıları; 
Eylül Eröksüz, Doğan Kılıç




22 Ağustos 2015 Cumartesi

NÜKHET OCAK BALKAN & MONAD BALKAN; EBRU SERGİSİ

SUYUN YANSITTIKLARI
Nükhet Ocak BALKAN
EBRU SERGİSİ
*
Defne Sanat Galerisi; 25 Ağustos 2015 - 06 Eylül 2015
AÇILIŞ: 25 AĞUSTOS 2015 & SAAT: 18.30 - 20.30

18 Ağustos 2015 Salı

FINE ART & SANAT BİRLİĞİ, RESSAM FUNDA TÜMER

FINE ART 
SANAT BİRLİĞİ


FINE ART FT ( Funda Tümer )



Duygu ve Düşüncelerin En Güzel Dışavurumu, 
İç Dünyanın En Güzel Yansımasıdır Sanat…

ILETIŞIM & BILIŞIM

e.MAİL: funda_tumer@hotmail.com
G S M : 0533 718 28 39
WEB
http://fineart-fundatumer1.blogspot.com.tr/2015/07/fine-artdan-haberler-duzenlenen-sergiler.html

FINE ART & SANAT BİRLİĞİ // MİSYON


MİSYON

Sanat ve Sanatçı’nın topluma öncü ve sesi olmasından yola çıkarak 2012 yılında Seramik Sanatçısı & Ressam Funda Tümer öncülüğünde international boyutta çalışmalarına başlamıştır.
Birçok farklı tarz ve teknikte çalışan Ressam-Heykeltraş-Seramik Sanatçıları’nı bir araya getirerek geniş kitlelere ulaştırmayı ve ulaşmayı amaç edinmiş ve bu doğrultuda başta sergiler,sempozyum ve seminerler olmak üzere birçok sanat projelerine imza atmıştır.
Toplumun sesi olma misyonu ile Sosyal Sorumluluk Projeleri’ne de ağırlık veren Fine Art FT her yıl seçtikleri ve anlaştıkları bir-iki kurumun (Vakıf-Dernek) sesi olmuş ve maddi-manevi destek sağlamışlardır.
Sanatçılara da ciddi destek veren Fine Art FT Sanatçılar ve başta Koleksiyonerler olmak üzere Sanatseverler arasında bir köprü görevi üstlenmiştir.


FINE ART & SANAT BİRLİĞİ // VİZYON


VİZYON

Duygu ve düşüncelerin en güzel dışavurumu, iç dünyanın en güzel yansımasıdır sanat. 
Tüm dünyaya açılan evrensel bir kapıdır.
Bu doğrultuda profesyonel adımlar ile yürümeye devam eden Fine Art FT hedefi Sanat Dünyası’nda international bir marka olmaktır.


FINE ART & SANAT BİRLİĞİ // KADRO

K  A  D  R  O


Başkan – Funda Tümer

Başkan Yardımcısı – Hakkı Baba

Reklam ve Piar – PİAR DNA Görsel Yapım Hizmetleri

Sanat Danışmanı – Saim Kaya

Creatif Direktör – Funda Tümer

Satış Sorumlusu – Hakkı Baba

Yurt Dışı Temsilcisi – Bertlan Agustin Jacinto

 İş Ortakları – Sanat Yorum

Destek Kuruluş – Ulusal Ajans - Ulusal Haber

Hukuk Danışmanı – Avukat Onur Bayraktar


FINE ART & SANAT BİRLİĞİ // FUNDA TÜMER

FUNDA TÜMER



SERAMİK SANATÇISI & RESSAM

1977 yılında Ankara’da doğmuş olan sanatçı, 1994 yılında Ressam İsmail İlhan Atölyesi’nde sanat eğitimine başlamıştır. 1996 yılında Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik Ana Sanat Dalı Bölümü’ne girerek 2000 yılında buradan başarı ile mezun olmuştur.

Mezun olduktan hemen sonra kendi sanat atölyesini kurarak mimari alanda resim, seramik ve heykel çalışmaları gerçekleştirmiştir. 2005-2007 yılları arasında özel bir sanat akademisi olan İstasyon Sanat Akademisi’nde Grafik Tasarım ve Medya Tasarım eğitimi de alan sanatçı, aynı zamanda reklam ve medya sektöründe creatif çalışmalara da imza atmaktadır. Birçok firma ve markanın Piar çalışmalarını ve Creatif Tasarımlarını gerçekleştirmiş ve halen devam etmektedir.

Sanatçı tasarım ve resimi, resim ve seramiği kendine özgü bir yorum ve teknik ile aynı karede buluşturuyor. Serigrafi tekniği üzerinde yoğunlaşan sanatçı bu tekniği fırçası ile bütünleştirerek farklı tarzda erler üretiyor. At ve Kadın figürleri sanatçı ile özdeşleşmiş iki tema.

Sanatçı 2012 yılında kendi kültür ve sanat projelerini hazırlamaya ve hayata geçirmeye başlamıştır. Sanatın ve Sanatçı’nın topluma öncü ve sesi olması misyonu ile yola çıkarak başta Sosyal Sorumluluk Projeleri olmak üzere international boyutta birçok başarılı organizayona ve sanat projesine imza atmıştır.

Yaptığı tüm sergi organizasyonları ve başarılı eserleri başta İspanyol Sanat Eleştirmeni Bertlan Agustin Jacinto olmak üzere birçok dünya sanat eleştirmeni ve yazarları tarafından büyük ilgi görmüş ve basında ciddi yer almıştır.

2013 yılında Bursa’da gerçekleştirmiş olduğu Karma Resim Sergisi İspanyol El Olor De Arte tarafından yılın en başarılı sergi organizasyonu, 2015 yılında Uçan Süpürge Derneği yararına düzenlediği Sosyal Sorumluluk Projesi Plastik Sanatlar Sergisi de yılın en başarılı Sosyal Sorumluluk Projesi seçilmiştir.

Sanatçı 2006 yılında Küba’da Dünya Sanatçıları ile enstelasyon çalışmalarında tek Türk Sanatçı olarak yer almış ve resim-heykel sanatı alanında araştırma programına katılmıştır.

Sanatçının yurt dışında Küba da yurt içinde birçok önemli koleksiyon ve koleksiyonerde eserleri bulunmaktadır.

3 Kişisel sergisi bulunan sanatçı birçok karma sergi ve sempozyum da yer almıştır. Seminer vermektedir.

Sanatçı aynı zamanda Ulusal Ajans Kültür Sanat Köşesi Editörü’dür.

YAYINLANAN YAZILARINDAN BAŞLIKLAR

Resim Sanatında Özgün Baskı

Sanatçı Olmak ve Kendini Sanatçı Sanmak

Saim Kaya ve Sanat Yorum ( söyleşi )

Karadeniz’den çıkan Nadir Yetenekler ( Ressam Bora Dervişoğlu ) ( monografi )

Bir Sanatçının Kaleminden Eğitim Etkisi ve Önemi

Sanatçı Kimdir

13 TEMMUZ 2015 PAZARTESI



FINE ART & SANAT BİRLİĞİ // PROJELER & SERGİLER

PROJELER & SERGİLER
1-      ULUSLAR ARASI KARMA RESİM SERGİSİ
19-29 Aralık 2012
Koza Suite Hotel – ANKARA
Türkiye-Azerbaycan-Bulgaristan-Filipinler-Gürcistan-Kırgızistan-Kosova-Moldova-Rusya
20 Sanatçı-45 Eser
Şerefoğlu İnşaat-Koza Suite Hotel Sponsorluğunda
Basın Haberleri: TRT AVAZ Kanalı Stüdyo Avaz Programı Program Konuğu – Sabah Gazetesi – Mag Dergisi

2-      KARMA RESİM SERGİSİ
26 Ocak-4 Şubat 2013
Ördekli Kültür Sanat Merkezi –BURSA
10 Sanatçı-45 Eser
Basın Haberleri: Haber Türk Gazetesi – El Olor De Arte Dergisi İspanya

3-      SOSYAL SORUMLULUK PROJESİ
İKİLİ SOLO RESİM SERGİSİ
Funda Tümer & Erdinç Sakin
19-28 Şubat 2013
Büyülü Fırça Sanat Galerisi –ANKARA
Engelli Aileleri Kültür ve Dayanaşıma Derneği Yararına (ENAD)
Basın Haberleri: Sabah Gazetesi – Yerel Gazeteler Web Siteleri

Projenin devamında ATO KONGRE MERKEZİ Kitap Fuarı’nda stand düzenlenmiş ve Ressam Savaş Simitli tarafından canlı performans gerçekleştirilmiştir.
Onur Konuğu Türkan Şoray eşliğinde.
Basın Haberleri: Tüm Ana Haber Bültenleri

4-      SOSYAL SORUMLULUK PROJESİ
KARMA RESİM SERGİSİ
04-08 Mart 2013
Antigone Sanat Evi – ANKARA
Ankara Barosu Gelincik Projesi Yararına
21 Sanatçı-25 Eser
Basın Haberleri: Kanal B tüm haber programları

5-      KARMA RESİM & SERAMİK SERGİSİ
15 Ocak-08 Şubat 2014
Kentmeydanı AVM – BURSA
13 Sanatçı- 45 Eser
Basın Haberleri: Tüm Gazeteler Web Siteleri – Elite Dergisi – El Olor De Arte Dergisi İspanya

6-      SOSYAL SORUMLULUK PROJESİ
KARMA RESİM & SERAMİK SERGİSİ
22-29 Nisan 2014
Polart Sanat Galerisi – ANKARA
Türkiye Sakatlar Derneği Ankara Şubesi Yararına
Beypazarı Belediyesi Sponsorluğunda
7 Sanatçı-85 Eser
Basın Haberleri: Sabah Gazetesi – Haber Türk Gazetesi – Yerel Gazeteler Web Siteleri

7-      SOSYAL SORUMLULUK PROJESİ
FARKINDALIK RESİM & SERAMİK SERGİSİ
09-20 Ocak 2015
Transparan Sanat Galerisi – ANKARA
Otizm Vakfı Yararına
8 Sanatçı-35 Eser
Basın Haberleri: TV6 Kokteyl Programı – TRT Haber -  Gazeteler Web Siteleri

8-      SOSYAL SORUMLULUK PROJESİ
BİZ VARIZ PLASTİK SANATLAR SERGİSİ
21-27 Mart 2015
Medya Sanat Galerisi – ANKARA
Uçan Süpürge Derneği Yararına
12 Sanatçı-60 Eser
Basın Haberleri: Ulusal Ajans – Gazeteler Web Siteleri
PİAR DNA Görsel Yapım Hizmetleri tarafından projeye özel kısa film hazırlanmış ve barkovizyon gösterimi yapılmıştır.
Kadına Şiddete Hayır Projesi’ dir.

28 Nisan 2015 Salı

Demokratlar Kulübü Yönetim Kurulu Üyesi ve 14. Dönem Bursa Milletvekili Av. Ertuğrul MAT; "TARİHE NOT DÜŞTÜ"

Avukat Ertuğrul MAT, KİTAP ::: "Demokrasi Yolunda Karınca Misali" Cilt: I & II,
SEVGİLİ KARIM FATOŞ’A
“Sen olmasaydın ben yanlışta kalırdım,
sen olmasaydın ben günahta kalırdım;
sen olmasaydın ben karanlıkta
kalırdım; sen olmasaydın ben hayatın
dışında kalırdım.”  derdim.
Tanıştığımız ilk günden beri, birbirimizin elini hiç bırakmamıştık. Sonra sen beni incitmemeye çalışarak yavaş yavaş elini avucumun içinden çekip “Hakka yalnız yürünür “ dedin. Ve beni karanlıkta bıraktın. Yolun Allah’ın rahmetiyle dolsun, yardımcın hazreti Muhammedin şefaati, menzilin cennetin kapısı, kavuşmamız yakın olsun. Birbirini seven iki kişiden birinin ölmesi, önden gidip diğerini beklemesidir.
ERİŞİM, İLETİŞİM, VE "KİTAP İSTEK" BİLGİLERİ
BU KİTAP "TARİHE NOT DÜŞMEK İÇİN" YAZILMIŞTIR. BU NEDENLE ÜCRETSİZDİR
Ertuğrul MAT, Avukat - 14. Dönem Bursa Milletvekili
                 Nasuh Akar Mahallesi 1407. Sokak, Dostlar Sitesi A-Blok, No: 5/15 - Kat: 1                  06520 - Çankaya / ANKARA
TEL:  0312 28512 51  -  FAKS:  0312 286 63 25
GSM:  0 532 261 99 90  -  e.MAİL:  ertugrulmat@gmail.com
SUNUŞ
Bu kitapta, son elli yılın Bursa’sından, Bursa’nın politik yapısından, bazı Bursalı politikacı çehrelerinden kesitler bulacaksınız. Bursa’da 1962’de başlayan demokrasi yolculuğumuzun hikâyesini, tabii ki kendi görüş ve yorumlarımızla anlatmaya çalışacağız. 27 Mayıs ihtilâlinden sonra 1961 de başlayan seçimlerden bugüne, demokrasiye ulaşmaya çalışıyoruz. Kâbe’ye doğru yola çıkan karınca misali, tam demokrasiye ulaşmanın kolay olmadığını bile bile bu yola çıkmış, bu yolda ölmeyi göze alınışın hikayesidir bu.
İnsanların geçmişlerine projektör tutulmasından hoşlanmadıklarını, kendimden biliyorum. Bu yüzden  geçmişteki son elli yıla tutulan projektörün aydınlattığı olayların, sadece bazı dostların veya bazı karşıtların çehresini değil; aynı zamanda,  ayna karşısında gördüğüm  çehrenin geçmişini de aydınlatıp, bana göstermesini  istedim.
Avukat Ertuğrul MAT, 14. Dönem Bursa Milletvekili
Politika sadece partiler arası bir kavga değil, aynı zamanda parti içi bir kavgadır da. Bu yüzden değirmen  gibi dost ve dostluk öğütür. Beraber yola çıktıklarınızla, yolun sonunda, bir gün yarışmak mecburiyetinde kalır; kazanma ve daha öne geçme hırsıyla politikanın gereği gibi görünen şeyin, karakteriniz, ahlaki kurallarınız ve inançlarınız üzerinde ne kadar tahripkâr bir tesir icra ettiğini, o projektörün  aydınlattığı  sizin ve arkadaşlarınızın geçmişinde görürsünüz.
Politikada yaşadıklarımız anlatılırken bazı eski dostlara haksızlık yaptığımızı düşünmeyiniz; niyetimiz Onların veya bazı karşıtlarımızın hatıralarını zedelemek değil. Çünkü anlatılan, politikacının kirliliği değil; politikanın insan karakterleri üzerindeki tesirleridir.
Yarım asrı aşan bu süreç içinde Bursa’yı parlamentoda temsil etmek şerefine 135 milletvekili ve 8 senatör ulaşmıştır.  Lütfen bir düşününüz, kaçını hatırlıyorsunuz? Unutmayınız,  hatırlananlar, iz bırakanlardır. Bana göre, 1980 öncesinden İhsan Sabri Çağlayangil, Şeref Kayalar,  Ahmet Türkel, Mehmet Turgut, Kasım Önadım, Cemal Külahlı,  Barlas Küntay,  Sadrettin Çanga, İbrahim Öktem. 1980 sonrası dönemden ise, Turhan Tayan, Cavit Çağlar, Mehmet Gazioğlu,  Abdülkadir Çenkçiler,  Fethi Akkoç, Ertuğrul Yalçınbayır, Faruk Çelik ve Bülent Arınç iz bırakanlardandır.
Politikada, parti içi mücadele dengelerinin neticesinde, bazıları parlamentoya birkaç dönem gitmek fırsatı bulurlar. Ama renksiz oldukları için iz bırakmazlar.  Az seçilenlerden bazıları da, Kemal Paşazadenin Yavuz Sultan Selim için söylediği gibi,“ikindi güneşi gibi,  ömürleri az,  gölgeleri uzun ” olanlardır. Tarih çok seçilenleri değil, iz bırakanları yazar.
“ Ya sen? ” diyecek olursanız. Bilmiyorum...
Avukat Ertuğrul MAT, 14. Dönem Bursa Milletvekili
Bazen kendi kendime, “ Eğer  parlamentodan ayrılmandan tam kırk sene sonra, Bursa basının Erdal Özdür,  Ahmet Emin Yılmaz, Dr. Murat Kuter gibi usta kalemleri senden  bahseden yazılar yazıyorsa   “diye düşünüyor, mutlu oluyorum . Bazen de , “ Bursa Ansiklopedisini yazmak iddiasını taşımış bir kalem, ‘Ertuğrul Mat-Avukat-Bursa Milletvekili-Emlakçı-Silahlı saldırıya uğradı-Yaralandı. 20 Ağustos 1975'te Hürses 'i yayımlamaya başladı 16 Şubat 1976'da gazetesinin adını “Milletindir Hakimiyet olarak değiştirdi’ diye yalan yanlış hatırlıyor, seni emlakçı Necati Sevinç ve çıkarmaya çalıştığı gazetelerle karıştırıyorsa;  Millet Gazetesini de, sadece Kamil Koç’un  bir gazetesi olarak yazıyor, ilk yazısı  15 Haziran 1962’ de neşredildikten sonra on seneye yakın bir zaman köşe yazısı yazmış, siyasi polemiklere imza atmış, Mehmet Ohri’den sonra yaşayan en yaşlı  basın mensubu olmana rağmen gazeteci sayılmıyorsan , ‘Mutlu olmaya hakkın yok ‘ diyor ve hayıflanıyorum. Sonra arkama dönüyor, gölgeme bakıyorum; gördüklerimi, size de bu kitapta  gösterebilirsem, Ertuğrul Mat’ın gölgesinin uzun mu, kısa mı olduğuna kendiniz karar verirsiniz. Saygılarımla., Ertuğrul MAT
Avukat Ertuğrul MAT
BURSA GÜNLERİ
Bursa’da Kendime Yeni Bir Siyaset Dünyası Kuracaktım...
Askerlikten tezkere alıp İstanbul’a döndüğümde, Yassıada davaları devam ediyordu. Siyaset arkadaşlarımın bir çoğu ya Balmumcu’ ya tıkılmış,  ya da memleketlerinde soluğu almışlardı. İstanbul’da yapayalnız kalmıştım. Oysaki siyaset yalnız yapılmazdı.
Ben de Sezar’ın, “ Roma’da üçüncü olmaktansa, Galya’da birinci olurum” sözünü hatırlamış, Bursa’ya gitmeye karar vermiştim. Orada kendime yeni bir dünya kuracak,  yeni, mücadele arkadaşları edinecektim. Bursa’da teyzemler ve dayımlardan başka kimseyi tanımıyordum. Kader bu ya, teyzemin çocukları Adalet Partisi’ni,  dayımın çocukları da CHP’ni tutuyorlardı.
Teyzemin oğlu Recep Barışıcı hayata pozitif bakar,  insana enerji verirdi. Bursa’da siyasi ve adli dünyada yer almamda çok tesiri olmuştu. Siyasetle fiilen ilgilenmezdi amma,  siyaset dışı hayata bakışımız birbirine çok benzerdi. Aşka inanır,  “ aşk için yaşanır” diyen romantiklerdendik. Bu inançlarımızla mutluluğu da yakalamıştık. . Teyzemin diğer oğlu Rüştü o günlerde İstanbul’da okuyordu. İlerde siyasetle meşgul olacak, Bursa Belediyesi ve Bursa Ticaret Odası Meclis’lerinde kendisine saygın bir yer edinecekti.
Avukat Ertuğrul MAT,
Dayımın büyük oğlu Nurettin Ağabey hem CHP içinde bir ağırlığa sahipti,  hem de CHP’yi tutan Yeni Ant Gazetesinde Bedii Faik, Doğan Nadi tarzında bir iki cümlelik küçük fıkralar yazardı. Bursa günlerimde dayızadelerimle sık sık bir araya gelir,  aile bağlarının siyaseti dışarıda bırakan gücüyle güzel anlar yaşardık.
O zamanlar Bursa’da ipek kozaları vardı. Zamanı gelince Koza Han’da kozalar sergilenir,  bir nevi koza borsası kurulurdu.
İpek böceği(tırtıl) kozasını ördükten sonra, kozayı parçalayıp dışarı çıkar. Koza parçalanınca ipek iplikleri ziyan olur. Bunun için ipek böceğinin (tırtılın) kozayı parçalamasına imkân vermeden, kozalar sıcak suya atılıp içindeki ipek böceği öldürülür. Ben de bir dut yaprağındaki tırtıl gibi, tek başıma Bursa’da siyasi kozamı örecektim. Önemli olan, politikanın kaynayan kazanında yanmadan, ördüğüm kozadan çıkıp Bursa politikasında yer almaktı.
Bu kitapta,  tek başına siyasi kozasını örmeye çalışan genç bir avukatın “ Bursa Günlerini”  okuyacaksınız.
“ Bursa’da zaman”  sadece “ Eski bir cami avlusu” nda oturmak ve “ Mermer  şadırvanda şakırdayan “  su sesini dinlemekle geçmemişti. Parti içi kavgalar,  yakanıza yapışan savcılar,  sırtınızı yere yapıştırmaya çalışan yazarlar,  en mühimi de,  dost bildiklerinizin sırtınıza sapladığı “ kara saplı bıçaklar” vardı bu zaman dilimi içinde. 
Bitmeyen bir saygı ve ve bitmeyen bir aşk!.
Erdal ABİ
erdalozdur@bursahakimiyet.com.tr
Sevgili Karım Fatoş'a
Sen olmasaydın ben yanlışta kalırdım, sen olmasaydın ben günahta kalırdım; sen olmasaydın ben karanlıkta kalırdım; sen olmasaydın ben hayatın dışında kalırdım.
Fatoş'um;
Birbirimizi tanıdığımız günden beri, birbirimizin elini hiç bırakmadık. Sonra sen beni incitmemeye çalışarak yavaş yavaş elini avucumun içinden çekip, "Hakka yalnız yürünür" dedin.
Yolun Allah'ın rahmeti ile dolsun, yardımcın Hazreti Muhammed'in şefaati, menzilin cennetin kapısı, kavuşmamız yakın olsun.
1962 yılı benim hayatımın en güzel hadiseleri ile doludur. 15 Haziran 1962'de Bursa Hakimiyet'te ilk köşe yazım çıkmış, 2 Aralık 1962'de Bursa'da stajımı bitirip yazıhane açmış ve avukatlığa başlamıştım.
Ve bunlardan daha da önemlisi 12 Aralık 1962'de Fatoş'la tanışmıştım.
Artık sadece gazeteye makale yazmıyor, İstanbul Laleli'deki Güneş Kız Talebe Yurdu'nda kalan Tıp Fakültesi talebesi Fatoş'a da mektuplar yazıyordum.
Avukat Ertuğrul MAT, 14. Dönem Bursa Milletvekili
O zamanlar, şimdiki gibi cep telefonları, 'Seni seviyorum' diye atılan SMS'ler yoktu. Heyecanla beklenen postacılar vardı.. Postacının uzattığı mektup zarfını görünce yüzlerde açılan güller ve açılan mektuptaki okunan her satırın, her kelimenin, her harfin mutlu ettiği gönüller vardı.
Hala duruyor o mektuplar ama açıp tekrar okuyamıyoruz.
Çünkü hergün birbirimize söyleyecek, bugüne kadar  hiç söylemediğimiz yeni sözler buluyoruz.
Bundan da hiç usanmadık. O mektuplar bir daha açılmadan, bizimle birlikte ebediyete intikal edecek." Üstte okuduğunuz bu duyarlı satırlar doruklarda yaşanan ve bitmeyen bir sevgi ve saygının kahramanlarından olan, yıllar   öncede Hakimiyet Gazetesi'ndeki köşe yazılarıyla büyük ses getiren, 14. Dönem Adalet Partisi Bursa Milletvekili avukat Ertuğrul Mat'ın anılarını yazdığı kitabında yer alacak.. Mat'lar  yaşam ve mücadeleleriyle çevreye örnek mutlu bir çiftti.
Ertuğrul Mat, bir anı kitabı yazıyor..
Fatma MAT & Ertuğrul MAT
BASIN KARTI
Kitap bitmek üzereyken eşi vefat etti. Şimdi kitabın ilk sayfasında yer alacak üstteki bu yazı da sevgili eşi rahmetli Fatma Mat'a bir ithaf...
Ertuğrul Mat, Hakimiyet Gazetesi'ndeki köşe yazarlığından sonra yakın dostu Ahmet Cenkçiler'le satın aldığı Millet Gazetesi'nde de başyazarlık yaptı. Eşi rahmetli Fatma Mat gazetenin Yazı İşleri Müdürlüğü'nü üstlenmişti..
Fatma Mat, Bursa'da bir gazetenin 'ilk kadın yazı işleri müdürü' olarak sorumluluk üstlendi. Günlük gazete, Bursa'da ilk kez 6 sayfa yayınlanan etkin bir yayın organı   olmuştu.
Millet Gazetesi'nde çalıştığım dönemlerde benim de Yazı İşleri Müdürlüğümü yapan Fatma Mat son derece mütevazı yapısıyla büyük bir saygı, sevgi görürdü.
Bursa basınında 'ilk kadın yazı işleri müdürlüğü' yapan Fatma Hanım eşinin milletvekili seçilmesiyle başkente taşındı ama Bursa'da çeşitli sosyal yardım kuruluşlarında görev yaptığı arkadaşlarını unutmadı. Ertuğrul Mat'a ve tüm tanıyanlarına başsağlığı diliyorum.  Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun..